
Hayatla ölümün orta yerindeyim adeta. Şuurum yerinde iken tevhid getiriyorum. Çünkü gözlerimin feri gitmiş, cisimler uçuşuyor gözlerimin önünde. Durduramıyorum onları sabit. Kıpır kıpır her şey...
Kulaklarımın duyma gücü azalmış, bütün sesler derinlerden acaip yankılar şeklinde geliyor. Benimle konuşanların ağız kıpırtılarını farkediyorum, lakin sesleri kelimelere, kelimeleri anlam ifade eden cümlelere dönüştürmem zaman alıyor. Heceleyerek okuyan birinci sınıf talebeleri gibiyim. Beynimin nasıl yavaşladığını duyumsuyorum. Ölümü hissetmek! Ölümü yaşamak!
Bu duyumları yaşamadan tahmin etmenin imkanı yok! Sünger gibi sıkılıp, kurutuluyorsunuz sanki. Elektirik kesilmesi gibi değil...su kesintisi gibi. Nasılki su, kaynağından kesildikten sonra, boruların içindeki mevcut su, sızıntı şeklinde tamamen kuruyana kadar akar ya işte öyle ölüyorum...
Gece ağır bir kanama geçirmişim. Bayılmışım. Saatler sonra farkedilmişim. Bir iki saat daha farkedilmese imişim......
Böyle şeylere inanmam aslında. Ecel gelmişsse kimse geri yollayamaz!
Ecel gelmemişse, nasılsa Mevlam bir sebep icat eder, sonuç hep onun istediği gibidir. Her zaman her şey için bu bilinç, şuur düzeyinde canlı canlı dursa!
"Eşhedü enlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah" Bir cümlelik ömrüm kaldı zannediyorum ve her nefes sonuncu zannediyorum...
Çocuklarımı eşime emanet ederken iki kere daha ölüyorum. Onları bensiz hayal edince , hep kendi sessiz çığlıklarım doluyor yüreğime, yeniden...
"Allah'ım bana güç ver " diye yakarıyorum. Eşikteyim,bir adım ötesi ölüm sanki...
" Rabbim beni nasıl karşılayacaksın? Ben sana karşı mahcubum...doğru dürüst kulluk edemedim sana...lakin senin şevkatini ummaktayım..."
Tüm vücudum titriyor. Ölmek böyle bir şey olmalı diye düşünüyorum. Tevhidler, tevbelere karışıyor...
"Buraya kadarmış" diyorum içimden. Gözlerimi kapayıp, tevbeleri, tevhidlere sarmalıyorum yeniden...
Kendimi hesaba çekiyorum.Canımı en çok kaçırdığım namazlarım acıtıyor. Ardından, söylenip sızlanmalarım takılıyor zihnime. Dedemin seccade üzerinde ettiği tevbelerini hatırlıyorum. Kapı aralığından gizlice dinlediğim tevbeler. Göz yaşlarını ellerinin üstü ile silip silip ettiği tevbeler...
Taksi Hastanenin önünde durunca gözlerimi açıyorum. İşte hastaneye yetiştik! İçimde bir ümit ışıyor. Taksi şöförünün koştura koştura getirdiği sedyeye uzanırken, yüreğimin olanca kudreti ile doktorumun bayan olması için dua ediyorum. Ölümden bile zor benim için haram olmasa da, bir yabancı erkeğin, bana dokunacak olması hissi.
Sedyeyi süren hemşirenin yüzüne bakıyorum. Beni hissetmesini arzuluyorum. Lakin simasında histen eser göremiyorum. Mekanik bir havası var. İçim ürperiyor. Ben bir işim onun için. Yüreği olan, ölümü hisseden,canı yanan, başına geleceklerden korkan biri değilim. Sadece bir iş!
Tansiyonumu ölçüyor defalarca...Negatif duygularını algılıyorum. Tansiyon aletini değiştirip bir daha ölçüyor. Doktoru çağırmaya gidiyor diğer hemşire. Gerçekten ölüyorum galiba!
Lakin hemşireleri ayaklarını sürüye sürüye yürür görünce ümitleniyorum. Sonra o duygusuz monoton suratı görüp ümitlerimi yeniden yitiriyorum. Gözlerimi kapayıp kendimi Rabbime ısmarlıyorum.
Şu an o yüzleri görmeye tahammülüm yok...
Kayıt yapmakla görevli hemşire akşam olan birşeyleri hikaye ediyor. Öbürü ona katılıyor. Çoook çok uzaklardan geliyor sesler... Kayıt için gerekli bilgileri bana soruyor biri. Öteki ona "pıs pıs" birşeyler fısıldayıp:"Eşini çağırın" diyor.
Doktor geliyor. Tüm gücümü kullanarak, gözlerimi açıyorum. Aman Allah'ım bu erkek! Üstelik gözlerinin içi kıpkırmızı ve şiş. Sanki içmiş. Suratı o kadar soğuk, o kadar düşmanca ki! Suçluyu süzen komiser gibi süzüyor beni. Bir yandan da söyleniyor. Tüm gün üç ameliyata girmiş. Dün gecede nöbetçiymiş. Şimdi ne yapacakmış bana. Can mı verecek miş. Ölüyü getirmişler ona(!)
---Ne zaman hastalandın, diye soruyor bana "Niçin öldürdün?" diye soran bir komiser edasıyla...
---Gece onikiden sonrasını hatrlamıyorum, diyorum tüm gücümü toplayarak.
---O saatten beri nerdeydiniz?" Diye azarlıyor beni tekrar...
---Ben sana şimdi ne yapacağım, can mı veriyorum ben? Acil ameliyat edilmen lazım. Aletler steril değil. Şimdi ben ne yapacağım?"
Titremem arttıkça artıyor. Muayene masasından kalkarken, elimi hemşireye uzatıyorum. Tutmuyor elimi. Cüzzamlıymışım gibi, geri geri çekiliyor. Bir adım, iki adım... Yığılıyorum. Betonun üzerine uzatıyorlar beni. Kendime geldiğimde, kendimi buzluğa konulmuş gibi hissediyorum. Titremelerime engel olabilmek için çenelerimi kenetliyorum. Durduramıyorum.
"Allah'ım! Kurtar beni bu cehennemden! Yoksa ben öldüm de cehenneme mi gittim? Bunlar zebaniler mi?
---Kaldırın beni burdan lütfen! Üşüyorum! Diye yalvarıyorum...
---Kalkamazsın , yine düşersin, diyorlar bana.
"Allah'ım! Üç hemşire , bir doktor! Bir tanesi bile benimle ilgilenmiyor. Kolumdan tutup bir sedyeye yatırmıyor. Kudretim yetmiyor kalkayım. Çığlık atacağım, sesim çıkmıyor... Kelimelerim ağzımda buhar oluyor sanki... Dudaklarımın uyuştuğunu duyumsuyorum. Yerde, betonun üzerinde yatıyorum...
Ölüm baş ucumda. Gözlerimi aralayıp etrafıma bakıyorum. Mezbahada, kesilmiş hayvan gövdesi gibi hissediyorum kendimi. Koyun can verirken, işte böyle titriyordu tüm vücudu. Gözlerimi kapayıp, Rabbimi yardıma çağırıyorum. Olduğum yerde yan dönüyorum. Dizlerimin üzerine emekleye emekleye sedyenin yanına kadar geliyorum. Her kıpırdanışımda vücudumun boşaldığını hissediyorum...
Son gayretimle:
---Eşimi çağırın! Ben başka hastaneye gideceğim, diyorum.
Protokol defterini imzalatıyorlar sevinçle. Öyle ya yolda bana birşey olursa:"Kendi isteği ile ayrıldı" derler...
Taksiye binince şükürler ediyorum. Dişlerim kenetli. Şöförün tavsiye ettiği hastaneye geliyoruz.
Aaa kapının önünde sedye ile karşılanıyoruz! Eşim ve hastabakıcı sürüyor sedyeyi. Yoğun bakım odasına alınıyorum. Her taraf pırıl pırıl! İnanamıyorum! Bembeyaz çarşafları olan bir yatağa alınıyorum. Bana bakan hemşirenin yüzüne bakıyorum. Gencecik ama bir ana kadar şevkatli mimikleri, itinalı dokunuşları var. "Kolunu sıva!" Demedi öbür hemşireler gibi. Kendisi sıvadı kolumu, tansiyonumu ölçerken...
"Şöyle dön ablacım, böyle dur ablacım"
---Allah! Ben öldüm, burası cennet mi?"
---Allah korusun ablacım, İyi olacaksın inşallah! Sesli düşünmüşüm galiba...
---Şimdi seni bir güzel ısıtırım!
Sıcak su torbası getiriyor, ayaklarıma koyuyor, üzerime iki battaniye daha örtüyor, doktoru arıyor telefonla:
---Hasta şokta, tansiyonunu alamadım, kan aldım tahlile yolladım..."
Hakkımda verdiği bilgiler her ne kadar beni ürkütsede, emin ellerde olduğumu hissediyorum. Dudaklarım dua ve şükür için kıpırdıyor. Bilmeli, dışımı ısıtma çabası verirken, içimide ısıttığını...
Teşekkürler ediyorum sesimi ulaştırabildiğim kadar. Güller açıyor yüzünde:
---Görevimiz bu abla, diyor mahcup mahcup. Abarttığımı mı düşünüyor?
Bir saat önce yaşadığım halin manzarasını hayal bile edemeyecek durulukta bir kızcağız.
2 yorum yazılmıştır
Yazan:dilerim | Tarih: 2009-04-03 14:10:22Konu: Amin
Cümlemizden inşaAllah!
Bağlantı » »
Yazan:isimsiz | Tarih: 2009-04-03 14:03:19Konu: yorum
ALLAH RAZI OLSUN EMEGE SAGLIK
Bağlantı » »